11/5/2008 ·

Kabirde Seyda hz..

S.Molla Muhammed anlatıyor..
Seyyidimizin öğrenciği sırasında medrese arkadaşının babası vefat etmiş.Bu mollamızın arkadaşı, rüyasında babasını görmüş ve ona sormuş ki
-Baba senin kabirdeki halin nasıl?
ve babası şöyle demiş;
-Oğlum ben hayatımda hiç menzile gitmiş değilim.Seyda hz.lerinide görmüş değilim. Ama onu fotoğraflarında gördüm ve ona karşı sevgim, muhabbetim artti.şimdi kabirde seyda ile birlikteyim onunla oturuyor ve
sohbet ediyoruz....
Sofiler seyda hz.leri sevenini bile böyle bırakmıyorsa ya biz sofilerini hiç bırakırmı?

Yorum (1) Yorum yaz!

11/5/2008 ·

Menzil'den Tebessümler

Bize vesile olan sofi abiyi tevbe almadan önce epeyce terlettik.
Çok sohbetler etti.Elindeki kitapların hepsini okudum sayılır.(Gerçi o zaman az sayıda kitap vardı)Sonunda pes ettik tamam tevbe alacağım.
Tabi bizim köyde vekil yok iki otobüs değiştirip komşu ilçeye gittik.Pamuk şekeri gibi haci vekil abiden tevbemizi aldık.Vekil abi bize vesile olana ''sen buna 8 şart talimatını anlat''dedi.Biz aynı ilçedeki başka bir vekil abiyi ziyarete gittik.Onun görevli olduğu camide: dakka bir gol bir: Sakal-ı Şerifi ziyaret ettik hamdolsun.
Memlekete döndük ben bizimkilerden gizlice, sessizce 8 şartı yaptım.
Ertesi gün vesile olan abey dedi sofi sana 8 şartı anlatacağım ona göre adap yapacaksın dün ben anlatmayı unuttum dedi.Ben dün gece adabı yaptım dedim .Adabı dinlemeden yapamazsın nasıl yaptın dedi?
Bana verdiğin kitaplardan okudum dedim.Olmaz dedi.Adabı anlattı tekrar yap dedi.
E mecburen tekrar gizli ve sessizce bizimkilere çaktırmadan gece yarısı adabı tekrar yaptık.Acemilik işte.
--------------------------------------------------------------------------------
Menzilde Acemi bir sofi adayı Gavsımızı hane-i sadetlerine kadar takip eder.Gavsımız tam içeri girecekken bir kaç defa seslenir:
Gavs-i Sani Bey!,Gavs-i Sani Bey!,Gavs-i Sani Bey!,
Gavsımız geri döner.
Sofi adayı''Afedersiniz Gavs-i Sani bey şayet müsaitseniz bir tevbe rica edebilirmiyim?''der.
Gavsımız tebessüm buyururlar hemen oracıkta tevbe verirler.
Sonra Gavsımız buyurur''Bu da bizim kibar sofidir''

***

Biz sofi abimiz (muhtemelen vekil) arabsıyla yolculuk ederken yolda bir yaşlı amcayı arabasına alır.bir müddet sonra sohbete başlamak için yaşlı amcaya sorar:''Amca sen hiç mürşit eli tuttun mu?''
Yaşlı amca biraz kızarır sıkılır sonra yok evladım der'' yengen öldüğünden beri elime yabancı eli değmedi''

***

Kore gazisi yaşlı bir sofiden dinledik.
Menzile ilk gittiklerinde Seyda Muhammed Raşit Hz.'ne'' Benim evde
dolapta biraz şarap var ben onları bitirinceye kadar şarap içebilir miyim ?''
diye sorar. Seyda Hz'leri Sofi der:''Allah cc. şarabı haram kılmış .Allah'ın haram kıldığı bir şeyi biz sana nasıl yap deriz?olmaz ''
O zaman (vakti çok yaklaşan namazı kasdederek') bu namazı ben kıldırayım '' der.
Seyda Hz.'ler,i sukut buyururlar.''Ama sofi'' ben oturduğum yerden kalkamadım''Sonra ''Namazı siz kıldırın ''diyebildim dedi.''Ancak ondan sonra hareket edebildim'' dedi

***

Vekil abi acemi sofiye tevbe verir talimatı anlatır.Tam ayrılırlarken acemi sofi elini cebine atar ve ''Hacı abey borcumuz ne kadar?'' der.

***

Vekil abey bir sarhoşa tevbe verirken ,sarhoş ben kabul ettim... kısmına gelince elini çeker yanındaki eski sofilere dönerek''Bak sizede söylüyom n'olur bu vekilin her dediğini kabul edip yapalım amma Peygamberimizi değiştirmeyelim''der.Bu hal 3 -4 kez tekrar eder sonunda kahramanımız kabul eder. O'nun şimdi çok hoş bir sofi olduğunu duyduk.

***

Çay evinin olduğu mahallede bir adam sofi abiyi durdurur.

''Kardeş bi dakka'' der

Sofi ''Buyurun ne vardı '' der

Adam ''Bilader buralarda Kurbancıların yeri varmış neresi acaba ?'' der

Yorum (1) Yorum yaz!

11/5/2008 ·

Himmet İstiyorlar

MEMLEKETİMİZDE GEÇENLERDE VAKIF YÖNETİMİ DEĞİŞTİ,ELHAMDÜLİLLAH HAYIRLARA VESİLE OLSUN...YENİ VAKIF BAŞKANIMIZ DOKTOR ABİMİZ GAVSA GÖREVE BAŞLAMA ZİYARETLERİNE GİTTİKLERİNDE BUYURUYOR GAVSIMIZ(KSA):" EE DOKTOR HAYIRLI UĞURLU OLSUN ..SOFİLER HEP BİZDEN SÜREKLİ HİMMET İSTİYORLAR,AMA HİZMETİ AZ YAPİYORLAR,HİZMET AZ OLUNCA HİMMETTE AZ OLUYOR,SOFİLER ÇOK HİZMET ETSİN SADETLER ÇOK HİMMET EDECEKLER,SOFİLERE SELAM SÜLE" VE ALEYKÜMESSELAM YA GAVSIMIZ AYNEN BÖLE " NE KA HİZMET, O KA HİMMET CANLAR BENDEN DEMESİ VALLA BABAM ÖLE DİYO...Very Happy SELAM VE DUA İLE..( EVVELA KENDİ NEFSİMEEEEE:()..

Yorum (yok) Yorum yaz!

11/5/2008 ·

Kuşların Edebi Ne Hoş..

Menzildeyiz.. Yazlık camideyiz sabah ezanı vakti, ezana yarım saat kala görevliler kaldırdılar, bizim kalkmamızla beraber kuşlarda caminin etrafında uçmaya başladılar ve ezan okundu bir süre sonra bembeyaz cübbesi ile nur yüzlü GAVSIM hane-i saadetden teşrif ettiler etrafı misler gibi koku sardı.O caminin tepesinde uçuşup takla atan ötüşen kuşlar takıldı gözüme baktım ki hepsi caminin tepesine kondular ve pür edeple boyunları büktüler öylece bekliyorlar. Kuşlara hayranlık içinde bakakalmıştım ALLAHIM bu ne edepti öyle...

O gün birde çok hoş bişey daha olmuştu görevliler namaza herkesi kaldırdılar ama bir tane sofi kardeşimin uykusu ağır olsa gerek görevli kaldırıyor o yastığı alıp diger tarafa yatıyor, Görevli diyor Kurban ALLAH razı olsun kalk inş. sofi kalkıyor yastığını alıp diğer tarafa yatıyordu o esnada GAVSIMIZ hane-i saadetden çıkmış gelirken o yatan sofisinin yanında bir kaç saniye bekleyip sofisine tebessüm etmişlerdi, o esnada sofi öyle bir kalktı ki ne oldugunu anlayamadan hemen adaba geçmişti çok hoş bir manzaraydı...

Yorum (yok) Yorum yaz!

10/5/2008 ·

MÜRŞİD İLE TEVBEYE MECBURMUYUZ?

"Bir mümin, diğer mümin kardeşine: “Gel, bir Allah dostunun elinde tevbe et, istikamet bul.” diye tavsiyede bulunduğunda bazıları bu daveti hoş görmekte. Bazıları ise: “Ben tek başıma tevbe edemez miyim? Tevbe için başkasına ne hacet? Tevbe için tekkeye-Mekke’ye gitmenin ne gereği var? Ayrıca mürşidle tevbe dinde var mı? Allah ile kul arasına kimse giremez.” diye itiraz ve tenkitte bulunmaktalar. İlk bakışta çok makul gözüken bu itiraz ve tenkit gerçekte ne kadar haklı?...

Bir mürşidle tevbeye davet eden kimsenin davet ettiği mürşid kâmil ve kendisi de samimi ise, bu davetiyle sevap kazanır. Davetine uyan ve tevbe edip istikamet bulan kimsenin işlediği hayırlardan bir hisse de kendisi alır. İtiraz ve tenkid edenin ise ona bir zararı olmaz.

Böyle bir daveti kabul etmeyenlerin bir kısmı mazur, bir kısmı sorumlu olurlar.

Mazur olan kimse, tevbe etmeye karşı çıkmaz, tevbenin farz olduğunu bilir. Allah dostlarını sever, sevilmesi gerektiğini söyler ve onlarla beraber olmayı ister. Fakat bu zamanda gerçek mürşid kalmadı diye daveti ihtiyatla karşılar. 

Bu kimsenin imandan değil, ihsandan zararı vardır. Yani kâmil mürşidle elde edeceği büyük menfaatları farkedemediği için birçok hayırdan mahrum kalır. Ancak güzel niyeti ve edebinin kendisini bir gün o cevherle buluşturması umulur.

Sorumlu olan kimse ise ya cahil, ya da bilen birisidir. Cahil kimse, dinde olan bir şeye yok demekle veya hayrı şer, şerri hayır görmekle mesul olur. Bilenin ise benlik ve kibri kalbini öldürür. Bu kimse yalnızca kendi bildiğini hak görür, başkasına hak vermez. Önüne konan ayeti kendince yorumlar, hadisi inkara gider, alimlerin sözlerini küçümser, hep ben bilirim der ve hayra yönelen kimsenin yolunu keser. Bundan dolayı mesuldür.


İstiğfar ve Tevbe aynı şey değil


Önce şunu belirtelim ki, hepimiz Yüce Allah’a istiğfar ve tevbe etmekle mükellefiz. İkisi de farzdır. 

İstiğfar, Allahu Tealâ’dan affını istemek, bağışlanmayı istirham etmektir. Bu dil ile yapılır, sonuç Allah’a bırakılır. Tevbe ise değişmektir. Tevbe, ölü kalbi diriltmektir. Tevbe, bozuk hali ve kötü arkadaşı terketmektir. Tevbe, kötülüklere iyilik diye sarılmış nefsi ıslah etmektir. Tevbe, özü, sözü ve her yönüyle Allah’a dönmektir. Tevbe, nefis, şeytan ve kötü şartlarla mücadele etmektir. Tevbe, Yüce Allah’ın seveceği bir hale gelmektir. Bu ise hem dilin, hem kalbin, hem de bedenin işidir. 

İstiğfar tek başına yapılabilir, fakat tek başına tevbe yapmak ve o tevbeyi korumak dünyanın en zor işidir. Bunun için Yüce Rabbimiz:

“Ey iman edenler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.” (Nûr/31) uyarısında bulunmuştur. Ayrıca Allahu Tealâ takvaya ulaşmak ve güzel edebi korumak için yardımlaşmamızı (Maide/2), kendi yolunda toplu halde, birlik ve dirlik içinde olmamızı istiyor. (Âl-i İmran/102-103) Takvaya ulaşmak ve istikameti korumak için sadık kulları ile beraber olmamızın gerektiğini belirtiyor. (Tevbe/119)


Tevbe, ancak cemaatle kolay

Mürşid deyince cemaat akla gelir. Mürşid-i kâmilin imam olduğu cemaatin niyeti ve hedefi dinin ihyası ve Allah’ın rızasıdır. ‘Gel mürşid elinde tevbe et!’ demek, ‘gel şeytana karşı cemaat kalesine gir, nefsin hücumuna karşı müminleri siper et, onların dua ve sevgisi ile kendini koruma altına al, Allah yolunda kardeşlerinle kuvvetlen, dağınıklık ve yalnızlıktan kurtul!’ demektir.

Müminlerin en temel işi, günahlardan temizlenmektir. Bu ortak bir vazifedir. Efendimiz (A.S.) bu vazifemizi şu temsille belirtiyor: “Müminler, iki el gibi devamlı birbirlerini temizlerler.” (Zebidî, İthafu’s-Sâde)

Ayrıca, hadis-i şeriflerde Allah yolunda birlik ve dirlğin insanı nasıl dirilttiği, yalnız kalanın ise nasıl felakete gittiği şöyle anlatılmıştır:

“Sizin cemaat halinde olmanız gerekir. Ayrılıp tek başına kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir (onu kolayca etkileyip, kalbine vesvese verir). İki kişiden ise çok uzak durur. Kim iman selâmeti ile ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa, cemaate yapışsın. Kimi iyilikler sevindiriyor, kötülükler üzüyorsa, o gerçek bir mümindir.” (Tirmizî, Ahmed, Hakim)

“Şüphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi dalâlet (sapık fikir ve fitne) üzerinde bir araya getirmez. Allah’ın eli (rahmet ve desteği) cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.” (Tirmizî, Tabaranî)

“Hiç şüphesiz şeytan, cemaatten ayrılan kimseyle beraberdir. Onun içine yerleşip, istediği yola çeker.” (Beyhakî,Tabaranî)

“Şüphesiz müminlerin birbirlerine yaptıkları dualar onları destekler.” (Ahmed, Darimî)



Günah çıkarma hezeyanı ve Mürşidle tevbe


Allahu Tealâ’dan başka kimseye el açılıp ‘günahımı affet’ denmez. Peygamberler dahil, kimsenin böyle bir yetkisi ve görevi yoktur. Eğer bir kimsenin şahsına karşı bir kusur işlemişsek kendisinden özür dileriz, bizi affetmesini istirham ederiz. Bu şahısla ilgili bir hak olduğu için böyle yapılır. Bunun ötesinde hiç kimsenin Allah’a karşı yapılan kusurları affetme, temizleme görevi ve yetkisi yoktur. Ancak, günahkâr bir insanın tevbesine yardımcı olmak vardır. Bu yardım, günaha düşeni uyarmak, gıyabında hayır dua etmek, onun için Allah’a istiğfar ve gözyaşı dökmek şeklinde olur. Cenab-ı Hak, günahla nefsine zulmeden kullarına en güzel tevbe şeklini şöyle tarif etmiştir:

“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.” (Nisa/64)

Demek ki ümmet için en hayırlı tevbe, Allah’ın Habibi Hz. Peygamber’in (A.S.) huzurunda yapılan, onun da şahitlik yaptığı, ayrıca dua ve istiğfarla desteklediği tevbedir. Büyük müfessir Fahruddin Razi (Rh.A.) bu ayetin tefsirinde der ki:

“Hz. Peygamber ile birlikte yapılan tevbenin bir faydası da, tevbe yapanın istiğfarındaki gaflet ve kusurlarının Hz. Peygamber’in istiğfarı ile giderilmesi ve ilâhî huzura sahih ve sağlam bir tevbe olarak ulaşmasıdır. Çünkü kendileri için istiğfar eden Peygamber’i Allahu Tealâ seçmiş, onu vahyi ile şereflendirmiş, kendisi ile kulları arasında bir elçi yapmıştır. Bundan dolayı, onun şefaat ve vesilesiyle huzuruna gelen bir şeyi geri çevirmemektedir.” (Tefsir-i Kebir)

Bugün yeryüzünde Allahu Tealâ’nın şahidi ve halifesi sıfatını taşıyan, Rasulullah’ın (A.S.) vârisi ve ümmetinin terbiyecisi olan kâmil mürşidler de, ümmetle yaptıkları tevbe ve istiğfarda Efendimiz’in ayette anlatılan sıfatını temsil etmektedir. Kâmil mürşidler, kulların Allah Tealâ’ya yönelişlerine şahid olmakta, tevbelerinin kabulü için ayrıca yüce huzurda yalvarmaktadırlar. Kâmil mürşidler naz makamında niyaz ettikleri için, onlarla birlikte yapılan tevbeler Allah katında daha sevimli ve daha temiz bir amel olarak kabul görmektedir.

Bir Allah dostunu şahit tutarak yapılan tevbede, tevazu ve yakaran kalp vardır. Bu durumda insan, kibrini kırmış, nefsini zelil etmiş, acizliğini anlamış, hiçliğini görmüş, ihtiyacını bilmiş ve ilacına koşmuş olmaktadır. Böyle bir tevbeyi hafife almak münafıkların sıfatıdır ve o kimsenin şu ayette anlatılan kimselerden olmasından korkulur:

“Onlara: ‘Gelin, Allah’ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin.’ denildiği zaman başlarını çevirip kaçarlar ve sen onların kibir içinde uzaklaştıklarını görürsün.” (Münafikun/5)


Hz. Rasulullah’ın vârisi kâmil bir mürşidin nezaretinde Allah’a yapılan tevbeyi hıristiyanların papaz önünde günah çıkarma hezeyanına benzetenler, tevhid dinini, Kur’an’ın hedefini, Sünnet’te uygulanan bey’atların hikmetini ve tasavvufun edebini bilmiyorlar demektir. Tasavvuf büyükleri, elinden tutan kimse ile şu şekilde tevbe etmektedir:


“Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha ben yapmayacağım.”


“Müminlerin günahları için istiğfar et!”

Takvaya ulaşmak ve marifetullahı tahsil etmek için kendisine bey’at ve intisab edenlere mürşid-i kâmilin istiğfar etmesi, Kur’an-ı Hakim’in emri ve edebi gereğidir. Cenab-ı Hak, Rasulullah (A.S.) Efendimize şöyle emir vermiştir:

“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar bey’at için sana geldiklerinde bey’atlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Mümtehine/12)

“Rasulüm! Hem kendi kusurun, hem de erkek ve kadın müminlerin günahları için istiğfar et!” (Muhammed/19)


Hiç bir mümin, intisab ve tevbe için elini tuttuğu bir kâmil mürşide: ‘Ben şu şu günahları işledim; beni affet, günahlarımı temizle, beni cehennemden kurtar, cennete koy!’ demez, diyemez. Ancak: ‘Ben Rabbime dönmek, rızasına yönelmek istiyorum; seni bu yolda kendime delil ve imam seçiyorum. Sen de bu amelime Yüce Rabbim huzurunda şahit ol ve affım için O’na yalvar da kalbime nur, gönlüme sürur versin, günahımı affetsin. Beni taatında muvaffak etsin.’ der.

Başkası için yanmak ve ağlamak peygamber ahlâkıdır. Allah dostlarının en güzel ahlâkı budur. Onlar kendileri için yaşamazlar. Onlar yüce Allah’ın yoluna canlarını kurban etmişlerdir. O’nu tanımak, sevmek ve zikretmek isteyenlere her şeylerini verirler. Bu, kalbi ihya olmuş ariflerin mesleğidir. 

Kendi perişan haline bir damla göz yaşı dökemeyen günümüz insanı, başkası için nasıl ağlasın ve niçin ağlanacağını ne bilsin? Bizim için ağlayacak bir göz bulmaya mecbur değil miyiz?

Dr. Dilaver Selvi

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::